Hipnozun Tarihçesi

Hipnozun Tarihçesi 

Hipnoz yeni bulunan bir şey değildir. Antik çağdan beri bir çok medeniyet hipnoz durumunun ne olduğunu çok fazla da bilmeden, değişik isimler ile anarak tedavi amaçlı kullanmaktaydı.

Antik Çağ 

Bir tedavi aracı olarak hipnoz antik çağdan bu yana kullanılmaktadır. Günümüzde Balıkesir’in Bergama ilçesinde Romalılardan kalma uyku tapınakları bulunmaktadır. Bu tapınaklarda rahipler hastaları sözle telkin metodu ile hipnoza benzer bir duruma sürüklerlerdi ve iyileştirici telkinlerini söylerlerdi.

Çinliler, mısırlılar, İbraniler, Hindular, İranlılar Romalılar ve bir çok uygarlık hipnozu kullanmıştır. Wang Tai adında bir 4000 yıl önce yaşayan bir Çinli hastaların vücutları üzerinden geçirdiği paslar[1] ve simültane sözlerle tedaviler uygulamaktaydı. İki yüzyıl sonra Hindistan da Veda benzer prosedürler tanımlamıştır.

Eski Mısır hiyerogliflerinde rahipler hastaları yatırır ve sözle telkin metodu ile iyileştirirlerdi. Bu iyileştirebilme güçlerini de tanrısal bir güç olarak düşünürlerdi.

Antik Yunanistan’da Aesculapios elleri ile hastalarında bir çeşit uykuya benzer bir hal meydana getirerek tedaviler uygulardı. Aesculapios tedavisinde kendisine olan güven ve inancında katkısı olduğunu biliyordu. Bu kural günümüz modern hipnoz anlayışında da aynen geçerlidir. Hipnoz güven inanç ve istekle başlar. Antik çağ insanları hipnozun mekanizması hakkında pek fazla bir bilgiye sahip olmasalar da hipnozu bir tedavi aracı olarak kullanmaktaydılar.

Mesmer Öncesi Dönem 

1500 ‘lü yılların sonlarında zihinsel güçlerin sağlık üzerine önemli etkileri bazı batılı bilim adamları tarafından anlaşılmaya başlandı. Heronymous Nyman imajinasyonun gücü ve insan sağlığına etkisi hakkında yazılar yazdı. Tedavide ilaçların kalitesinden çok imajinasyon gücünün etkili olduğunu söyledi. 

15. Yüzyılda Petrus Pomponatus magnetik etkilerle birlikte kullanılan imajinasyonun ve hastanın iyileşme isteğinin kanı ve ruhu etkileyeceğini söyledi. Aynı çağda Paracelsus da Hipokratın düşüncelerine katılarak inançların sağlık ve hastalıklar üzerine kritik etkilere sahip olduğunu söyledi. 

Mesmerin çalışmaları bir çokları tarafından dinamik psikiyatrinin başlangıcı olarak kabul edilir. Hipnozun tarihçesi de Mesmer ile başlatılır. Oysa hipnozun 5000 yıllık tarihi vardır. O zamanlar henüz psikoloji bilim doğmamıştı. 


Franz Anton Mesmer (1734-1815) sık sık Cristopher Colombus ile kıyaslanır. Her ikisi de yeni dünyalar keşfetmişlerdi;her ikisi de hayatları boyunca, bulduklarının ümit ettiklerinden farklı ve yanlış şeyler olduklarını bilmeden yaşadılar, her ikisinin yaşantılarının tüm ayrıntılarını pek bilmiyoruz ve her ikisi de düş kırıklığı içinde öldüler. 

Mesmer’in hocası ve ilham kaynağı olan Peder Gassner (1727-1779), Avusturya’da dünyaya geldi. 1750’de papaz oldu. 1758’den itibaren İsviçre’nin Klösterle yöresinde rahiplik yaparken kendisi şiddetli baş ağrılarından ve baş dönmelerinden ıstırap çekmeye başladı. İçindeki şeytanın bu oyunu ona oynadığına inanarak, kilisede halkı toplumsal dua ve günah çıkartmaya davet etti. Kısa zamanda kendi problemleri ortadan kalkınca, yavaş yavaş başkalarının problemlerini çözmeye başladı. Tedavi ettiği bazı ünlü isimler ona şöhreti getirdi. Aynı yıl Gassner bir kitapçık yayınlayarak, kendisinin tedavi yöntemlerini açıkladı. 

Her vakada Gassner Hz. İsa’ya olan inancın hastanın tedavisinde belirleyici olacağını söyler telkin vermek için hastanın iznini alırdı. Sonra Gassner “Eğer bu hastalıkta doğa ötesinde bir nitelik varsa, Hz. İsa namına, onun kendini göstermesini emrediyorum..” derdi. Yani şeytanı hastalığın belirtilerini göstermeye davet ederdi. Hastalar derhal konvülziyonlar sergilemeye başlardı. Eğer semptomlar ortaya çıkarsa onlar tedavi edilmiş sayılırdı. Eğer hiçbir semptom ortaya çıkmazsa, Gassner o hastalıkları “organik” tedavi için hekime havale ederdi. 

Mesmer Dönemi

Mesmer Gassnenere yaptığı bir ziyaretten sonra ondan etkilenerek kendi tedavi yöntemini geliştirmiştir. Mesmer’in tedavi yöntemi 4 ilkede incelenebilir. 


(1) Narin fiziksel bir manyetik enerji tüm evreni doldurmakta ve insanoğlu ile dünya ve insan ile insan arasında iletişimci bir rol oynamaktadır. 


(2) Hastalık, bu enerjinin insan vücudunda eşitsiz olarak dağılımından oluşmaktadır. Şifa bu dengenin yeniden düzenlenmesi ile elde edilir. 


(3) Bazı teknik yöntemler ile bu enerjiyi, diğer insanlara da yönlendirilebilir ve onlarda da depo edilebilir. 


(4) Aynı ilkelere dayanarak, hastalarda ve şifa bulmuş hastalarda krizler oluşturulabilir. 



Mesmer, epilepsi sergileyen çok sevdiği bir hastasının vücudunun alt kısmına bir mıknatıs koydu. Bunların hemen ardından hasta, esrarlı bir sıvının vücudundan aşağı akımını hissetti ve sonucunda da birkaç saat süren bir şifa buldu. Aylarca süren bir tedaviden sonra onu tamamen iyi etti. 


Mesmer bireysel tedavilerinde hastasının önünde oturur ve dizlerini hastanın dizlerine dokundururdu; sonra, hastanın avuçları içine aldığı başparmağını bastırır, gözlerini hastanın gözlerinde sabitleştirerek hastanın el ve ayaklarına elleriyle dokunurdu. Bunlar bir çok hastada tuhaf hisler ve krizler oluştururdu. Mesmer’in yukarıda bahsi geçen davranışları hipnozu başlatan (hipnotik indüksiyon) uyaranlar olurdu.

Mesmer’in grup tedavilerinde tedavi salonunun ortasında 48 cm yüksekliğinde baquet denilen garip bir alet bulunurdu. (Bkn.Resim 1)

Resim 1: Baquet

Alet’in etrafında 25 kişi oturabilirdi. Kişilerin oturacağı yerin hizasında delikler bulunurdu ve bazı demir çubuklar bu deliklerden çıkarak insanlara temas ederdi. En etkili sonuçlar Mesmer yaklaştığında ortaya çıkardı. Mesmer kimseye dokunmadan ellerinin ve gözlerinin hareketleri ile manyetik enerjiyi gereken kimselere yönlendirip konvülziyonların ortaya çıkmalarına veya ortadan kalkabilmelerine neden oluyordu. Mesmer hastaların tedavi olabilmesi için konvülziyonların şart olduğunu düşünüyordu. Oysa öğrencisi Puységur konvülziyonların şart olmadığını somnambulizm halinin esas olduğunu savunacaktır. Puységur’in hastaları konvülziyonların ne olduğunu bile bilmiyorlardı. 



Mesmerizm Almanya ‘da Fransa’dakinden çok daha farklı bir gelişim gösterdi. Mesmer’in prensipleri, özellikle animal magnetizm; Romantist’ler ve doğa Filozofları tarafından hemen benimseniverdi. 1812’de Prusya Hükümeti bir komisyon kurdu ve bu komisyon’un olumlu raporları sonucu Berlin ve Bonn Üniversitelerinde Mesmerizm kursları kuruldu. 

Almanlari Fransızlardan farklı olarak, Mesmerizme daha çok felsefi bir yorum verdiler. Kuluge yazdığı ders kitabında, manyetize eden ve edilenin manyetik bir daire oluşturduğundan ve bunun iki kişi arasında yaratılmış özel bir dünya olup her türlü gürültü, ses ışık ve benzeri dış etkilerden korunması gerektiğini savundu. Frederick Hufeland bu ikili üniteyi, gebe kadın ve fetus’a benzetti ve manyetik tedavinin, fetus’un doğumuna kadar geçirdiği yaşantıların aynısı olduğunu belirtti. 


Fransa’da Mesmer’in tedavilerini araştırmak için kral bir komisyon oluşturdu. Bu komisyon Mesmer’in mıknatıslı demir cubuklarının yerine demire benzetilmiş tahtalar kullanmasını Mesmer’den istedi. Mesmer tahta çubuklar kullandığında da hastalar tedavi oluyordu ve konvülziyonlar meydana geliyordu. Marifetin mıknatıslarda olmadığı anlaşıldı. Hastaların gözleri kapattırıldı ve kendilerine şu anda manyetik paslar yapıldığı söylendi. Oysa Mesmer hiç bir şey yapmadığı halde hastalar konvülziyonlar geçiriyorlardı ve iyileşiyorlardı. Komisyon Mesmer’in yaptığı tedavilerin nedeninin mıknatıslar değil hastaların imajinasyonlarından ve beklentilerinden kaynaklandığına inandı. Yani Mesmer sadece placebo etkisi ile tedaviler uygulamaktaydı. Bilimsel komisyonlar Mesmer ve tedavisi hakkında olumsuz rapor yazdılar.

Mesmer psikoterapinin de kurucusu sayılır. Mesmer Mozart’ın yakın arkadaşıydı. Mesmer 5 Mart 1815’te öldüğünde artık neredeyse bilinmeyen bir insandı.

Mesmer’in doktrini modern psikolojiye bir çok tedavisel tohumlar ekmiştir. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz. 



1. Hastanın şifa bulabilmesi için gereken kudret kendi içindedir.

2. Hastanın şifa bulabilmesi için “terapist ile yakın ilişkide bulunması gereklidir.
3. Şifa, semptomların dışarıya vurulmuş görünümleri ile nitelenen krizler (abreaction) yoluyla elde edilir. 

Marques de Puységur 

Onun yönteminde hastadan, uyanık olduğundan daha canlı bir atmosferde, yüksek sesle, yanıtlar alınabiliyordu. Puységur da kolektif tedaviler uygulamıştır. Puységur ‘ın tedavi uyguladığı yerin ortasında bir ağaç bulunurdu. Köylü hastalar ağacın etrafına otururlardı. Sonra hastalar birbirlerinin başparmaklarından tutarlardı. Ağacın gövdesine ve dallarına sarılmış olan ipler, hastalara kadar uzanır ve onlar bu iplerin ucunu vücutların hastalıklı yerlerine değdirirlerdi. Bir an sonra hastalar aralarından bir manyetik bir enerjinin geçtiğini hissederlerdi. Sonra master gelir, insan zincirlerini kırmalarını ve hastaların avuçlarını birbirlerine sürtmelerini emrederdi. Bu yapıldıktan sonra üstad, hastaların aralarından birilerini seçer onlara demir çubuğu ile dokunur ve mükemmel bir kriz oluştururdu. Biraz sonra da Puységur ağacı öpmelerini ve manyetik uykudan uyanmalarını emrederdi. Bu şekilde bir aydan daha az zamanda 300 hastadan 62 sinin tamamen iyileştiği rapor edilmiştir. 

Puységur “Ben içimdeki kudretin varlığına inanıyorum. Bu inancım kendi iradem altında onu kullanabileceğimi öneriyor” diyordu. Puységur ‘ın yaklaşımında tedavi olabilmek için inanç ve istek çok önemliydi. Günümüz modern hipnoterapisinde de Puységur‘ın bu düşünceleri hale geçerlidir. Gerçekten insanın farkına varmadığı ama tedavi edici içsel olumlu güçleri vardır. İnsan sağlıklı mutlu ve başarılı olmak istemez olur mu? Biz terapistler yeter ki bu istekleri belirginleştirelim. Gerisi kolay oluyor. Puységur manyetizmin akıl hastalıklarında kullanılabileceğini düşünen ilk kişidir. 

Fransız ihtilali Puységur ‘ın çalışmalarının hızını kesti. İki yıl hapis yattı. Hapisten çıkınca Soissons’ a belediye başkanı seçildi. 

Puységur döneminde manyetizma ve yıldızlar unutuldu. Araştırmalar somnambulizme (uyurgezerliğe) yöneldi. Çünkü Puységur ‘ın hastaları tedavi esnasında uyurgezer bir hal alıyorlardı. 

James Braid Dönemi (Hipnoz’un isim babası) 

1841’de James Braid adlı Manchester’li bir hekim, Fransız mayetizmacı Lafontaine’in yaptığı deneyimlerden çok etkilenmişti. Braid o deneyimlerden önce şüphelenmiş, fakat o deneyimleri kendi tekrarladıktan sonra ikna olmuştu; ‘manyetik enerji’ kuramını reddetmiş ve kendisi, beyin fizyolojisine daha uygun görünen yeni bir kavramı sunmuştu. O hipnozu ilk defa manyetik el hareketleri yapmadan elde etti. Sabit bakışların şart olmadığını parlak objelere bakılarak ta hipnoz yapılabildiğini gösterdi. İskoçyalı bir göz doktoru olan James Braid bu yönteme hipnoz (hypnosis) adını verdi.

Esdaile adlı başka bir hekim de Hindistan’da iken 345 hastaya “Mesmerik anesteziyi” başarı ile uyguladı. Narkoz henüz bulunmamışken Esdailenin hipnoz olmadan yaptığı ameliyatlarda ölüm oranı % 50’den % 5’e düştü. 

Nancy Okulu (Liébault & Bernheim) 

Nancy Okulu’nun kurucusu Auguste Ambroise Liébault (1823-1904) eleştirilerden çekinerek, seçkin hastalarına, tedavilerinde ya onların kendisinin resmi ücretini ödeyerek “Tıbbi bir tedavi uygulanmak veya bedava manyetize edilmek seçeneklerini verdi. Herkes hipnotik tedaviyi seçtiği için dört yıl sonra Liébault’un başını kaşıyacak vakti yokken bile para kazanamıyordu. Liébault’a göre hipnotik uyku, doğal uyku ile aynı nitelikteydi. Tek fark, hipnotik uykunun telkin yolu ile oluşturulması idi. Daha sonra Liébault kendisine gönüllü olarak verilen vizite ücretini kabul etti. Göz göze sabitleme yöntemini kullanırdı. Hastalarının çoğu fakir köylülerdi. 

Onun yarattığı mucizeler en sonunda Bernheim’in kulağına gitti ve hoca 1882’de Liébault’u ziyarete gitti. Bernheim çarçabuk Liebault’un öğrencisi ve iyi bir arkadaşı oldu ve onun yöntemini uyguladı. Böylece Liébault günün sayılanları arasına girdi Nancy okulunun manevi kurucusu oldu. Fakat bu okulun gerçek lideri Bernheim (1840-1919)’dır. 

Bernheim hipnoz’un yaşlı askerler ve fabrika işçileri gibi zaten emir almaya ve onları izlemeye eğilimli kimseler üzerinde çok daha etken olduğunu söylemişti. Bu yaklaşımda iyileştiren telkinledir.


Bernheim Tıp Dünyasına Liébault’un çalışmalarının varlığını, Charcot’un bilimler akademisine hipnotizm hakkındaki meşhur bildirisini yaptıktan sonra açıklamıştı. Bundan sonra bu iki ünlü doktor arasında tartışmalı bir hava yaratılmış oldu. Bernheim 1886’da “De la suggestion et de ses applications a la thérapeutique” ( telkin ve onun tedaviye uygulanmaları hakkında) isimli kitabını yayınladı. Bu ona Nancy Okulu’nun liderliğine yüceltecek ünü getirdi. Bir dahiliyeci olan Bernheim, Charcot’un tersine, hipnozun yalnızca histerilerde görülen patolojik bir olay olmayıp bu kondisyonun telkin sonucuyla da oluşturulabileceğini vurguladı. Etki altında kalmayı (suggestibility) .. bir fikri bir harekete (olaya) döndürme hali diye tanımladı ve etkilenmenin herkeste bir dereceye kadar varolduğuna işaret etti. 

Bernheim, hipnozu, telkin yoluyla oluşturulmuş bir etkinlik hali olarak yorumlamaya devam etti ve bunu, sinir sistemi hastalıklarında romatizmada, sindirim sistemi ve menstrüel bozukluklarda kullandı. Aynı şekilde, Charcot’un “Grand Hystrérié” tanımını kabul etmedi. 

Hipnozu da git gide daha az kullanarak, aynı sonucun uyanıklık halinde, telkin yolu ile alınabileceğini söyledi. Böylece, Nancy okulu “psychotherapies” adı altında yeni bir çığır açmış oluyordu. Bu dönemde hipnotik telkin hipnozun başlıca karakteristiği olmaya başladı. Burada Freud’un Bernheim’in öğrencisi olduğunu hatırlatmak gerekir. 

CHARCOT VE SALPETRİERE OKULU 

Charcot tezinin başlıca özelliği hipnozla histerinin aynı şey olduğunu iddia etmiş olmasıdır. 

Charcot 1878’de muhtemelen Charles Richet’in etkisinde kalarak hipnozla ilgilenmeye başladı. Bilimsel araştırma yapma kaygısı ile kadın histerik vakaları seçerek onlara hipnozu uyguladı. Onların ardı ardına üç “lethargy”, “catalepsy” ve “somnambulism” aşamalarını geçerek hipnotik kondisyona girdiklerini gördü. 1882’nin başlangıcında çalışmalarını Fransız Bilimler Akademisine sundu. Böylece hipnotizme yeni bir saygınlık kazandırdı. 

Charcot hipnotize edilmiş bazı hastalara kollarının felç olduğunu telkin etti. Sonuçta elde edilen hipnotik paralizi[2], kendiliğinden oluşmuş histerik felçler ile aynıydı. Charcot bu paralizileri hipnotik telikinle ortadan kaldırabildi de. Gelecek adım, travmanın etkisini sergilemekti. Charcot, kolaylıkla hipnotize edilebilecek hastalar seçti ve onlara, hipnozdan çıktıktan sonra arkalarına vurulduğunda kollarından birinin felç olacağını telkin etti. Gerçekte de, bu hastalar post hipnotik amnezi gösterdikleri gibi, Charcot arkalarına vurduğu gibi monopleji (Bir kolu veya bacağı etkileyen felç) oluşuverdi. Charcot, bazı hastaların sürekli somnambulizm halini yaşadığını ve telkine bile gereksinim olmadığını söyledi. Böylece post travmatik felç yorumlanmış oluyordu. Ek olarak, Charcot, travmayı, izleyen sinir sistemi şok’unun hipnotizme benzer bir hipnoid durumdan ibaret olduğunu ve kişinin telkinlere açık olduğunu vurguladı. 

Charcot histerik, post travmatik ve hipnotik felçleri “dinamik paraliziler” adı altında topladı. Histerik mutizm ve koksaljiya olaylarının da aynı şekilde hipnoz ile iyi edilebileceklerini de açıkça gösterdi. 1892’de, travmatik nöroz sonucu oluşan dinamik amneziyi hipnoz ile iyileştirerek bunu, hipnozun tedavi edemeyeceği organik amnezilerden ayırdetti. Freud kısa bir zaman içinde olsa Charcot’tan feyiz almıştır. 

Pierre Janet

Janet hipnozu bir disosyasyon olarak açıklamaya çalıştı. Telkin ve hipnozun ayrı ayrı şeyler olduğunu söyledi.

1889 yılında Paris’te ilk uluslararası hipnoz kongresi toplandı.

Freud Dönemi

Freud kendi teorisi olan psikanalizi geliştirirken hipnozu bıraktı. 2.Dünya savaşında tekrar hipnozun altın yılları başladı. Çünkü savaş nevrozları konusunda hipnoz oldukça etkili bir yöntem olarak kullanılmaya başlandı.

1948’de”British Society of Medical Hypnosis Kuruldu” Günümüzde hipnoz konusunda bir çok bilimsel dergi yayınlanmaktadır. Hipnoz bilimsel olarak psikoanaliz vb. gibi terapilere üstünlüğünü ispatlamıştır.

Freud’un hipnozu kullanımı hakkında daha ayrıntılı bilgi için Freud and Hypnosis (1966) isimli Dr.Milton V.Kline’ın kitabını öneririz.

Sonuç

Bundan elli yıl önce hipnoz gece kulüplerinde eğlence aracı olarak insanları köpek gibi havlatmak için kullanılırdı. Bundan yüz yıl önce hipnotistler şarlatan olarak adlandırılırdı. Orta çağ boyunca ise hipnotistler bir cadı olarak anıldı. Bu gün ise hipnoz dünyada bilim adamlarının yoğun ilgi gösterdiği saygın bir teknik olmakla birlikte sakinlik, güzel bir değişim aracıdır. 

Modern Çağ ve Milton Erickson

Milton Erickson’un yukarıda okuduğunuz yaklaşımlardan çok farklı bir yaklaşımı vardı. Ona göre kafa karışıklığı (confusion) hastaların öğrenmesinin anahtarı idi. Çünkü konfüzyon hastaların sorgulamalarını sağlardı ve bu sorgulamalar sonucunda hastalar kendilerine yardım etme konusunda kendi fikirlerini oluşturabilirlerdi.

Milton erickson gerçekten de hipnoz alanına çok şey katmış çok değerli bir bilim insanıdır. Ancak hemen hemen her psikoterapist bilirki psikolojik sorunlara sahip insanlar zaten yeterince konfuze olmuş durumdalar. Zaten yeterince kafaları karışmış. Kafası fazlası ile karışık olan danışanlarımızın neden daha fazla kafasını karıştıralım ki? Bu satırları okurken yoksa şimdi sizin de kafanız karıştımı?

Milton erickson hipnoterapide daha çok indirekt telkinler kullanırdı. Bu konuda gerçekten çok büyük bir ncak indirekt telkinler sadece bilinçdışı zihin tarafından algılanır. İndirekt telkinlerin bilinçli zihne hiçbir katkısı olmaz. Çünkü bilinçli zihinnin indirekt telkinlerden haberi bile olmamaktadır. Yani danışan bilinçli düzeyde indirekt telkinlerden çok bir şey öğrenemez. Oysa etkili terapiler danışanlara hayat sorunları ile mücadele ederken etkili  ve stratejiler kazandırmalıdır.

    Milton Erickson danışanların dirençlerini seanslarında sık sık hikayeler anlatarak ve metaforlar kullanarak aşardı. Hikayeler ve metaforlar doğrudan danışanın bilinçdışı zihnine hitap ederler.

Ben her danışanıma Dingin savaşçı (2006) filmini izlemelerini öneriyorum. Bu filmin hikayesi iyileştiricidir.

Hipnozun tarihçesi oldukça büyüleyicidir. Bu konuda bilinen en iyi kaynak:

Hidden Depths: The Story of Hypnosis by Robin Waterfield (Pan Books).

 




[1] Ellerin vücuda 2-3 santimlik bir mesafeden geçirilmesi hareketi.

[2] Nörolojik ve müsküler lezyonlara bağlı olarak vücudun bir bölgesindeki motor fonksiyonun bozulması veya kaybı; aynı zamanda duyusal fonksiyon kaybıda vardır. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close