Hipnoz, bilinçdışı zihin ve hipnoanaliz

Bilinçdışı zihin ne demektir?

Hepimiz kendiliğinden bir şarkı mırıldanmaya başlamışızdır. Kısa bir sure sonra anlarız ki mırıldandığımız şarkıyı bir kaç gün once radyoda dinlemişizdir. Burada informasyon (şarkının ritmi, melodisi ve sözleri) bilinçdışı zihin tarafından kayıtlara alınmıştır. Bu şekilde bilinçdışı zihin tarafından yapılan öğrenmeler bilinçli zihin tarafından yapılan öğrenmelerden daha etkili, kalıcı ve kaliteli olabilir. Doğrusu insanları psikoterapiye götüren nedenler de daha çok onların daha once yapmış oldukları bilinçdışı öğrenmelerdir. Hangi psikolojik soruna bakarsak bakalım bilinçdışı zihnin parmağını görebiliriz. Hal böyle iken hipnoz ile ve bilinçdışı süreçlerle psikoterapi fikri artık modern bilimsel yaklaşımda hiç te tuhaf görünmemektedir.

İnsanlar semptomları nasıl üretmektedirler? Benzer stresler altında iken insanlar nasıl olur da farklı tepkiler üretebilirler? Bir çok psikoterapist semptomların sadece bir sembol ve metaphor olduğunu bilmektedir (Frederic & Phillips, 1995, Ginandes, 2002). Örneğin kilo problemleri olan bir genç kızın kilolarının (semptom) asıl nedeni karşı cinsten uzak durma isteği olabilir. Bu durumda semptom elbette sembolik ve metaforik bir anlatımdır. Eğer semptom bilinçdışı ise (kişinin semptomun gerçek nedeni konusunda bir bilgisi yok ise) ve semptom asıl sorunun sembolik ve metaforik bir anlatımı ise, neden terapiler sadece bilişsel, rasyonel, entellektüel ve bilinçli  düzeyde olsun ki? Psikoterapilerde semptomun doğasına uygun olsa daha iyi olmaz mı? (Yapko, 2003). Milton H.Erickson semptomlar gibi psikoterapi de sembolik ve metaforik olmalıdır tezi ile modern psiloterapiye şekil veren isim olmuştur.

Gece uyurken yatakta bir çok insan etrafında döner. Neden hiç yataktan düşmeyiz? Yataktan düşmememizi sağlayan bilinçdışı zihnimizidir. Ani bir ses duyduğumuzda tüylerimizi diken diken eden yine bilinçdışı zihnimizdir. Düşünce yada irade gücümüzle bir tüyümüze bile hakim değiliz. Bilinçdışı zihnimiz hayatımız, davranışlarımız, düşüncelerimiz ve duygularımız söz konusu olduğunda  tahmin edebileceğimizden çok daha fazla etkilidir. Bilinçdışı zihnimiz ilk öğrenmemizden sonra gittikçe otomatik olarak yaptığımız faaliyetlerden de sorumludur. Örneğin bisiklete binmeyi, okumayı yazmayı bilinçli zihnimizle dikkat ederek öğreniriz. Ancak sonra bilinçdışı zihnimizle bu faaliyetleri adeta hiç düşünmeden ve çok fazla dikkat etmeden yapmayı sürdürürüz.

İkinci dünya savaşı esnasında Avrupa’da anneler bombardıman altında uyuyabiliyorlardı. Ancak bebeklerinin nefes alıp vermesinde en küçük bir değişiklik olduğunda uyanıyorlardı. Bilinçdışı zihin uyumaz. En derin hipnozda yada en derin uykuda bile beynimiz hiç bir zaman kendini tamamen kapatmaz. Beyin ve bilinçdışı zihin her en etrafta olup bitenlerin bir şekilde ve bir düzeyde farkındadır.

Bilinç ve bilinçdışı zihnin ayrı ayrı işlevleri olduğu gibi ortak işlevleri de bulunmaktadır. Bilinç ve bilinçdışı zihin ortak bir amaç söz konusu ise elbette entegre vaziyette birlikte de çalışırlar. Bilinçli zihnin analiz gücü daha üstündür ve bundan dolayı sebepleri, sonuçları, kararları doğru ve yanlışı analiz ederek değerlendirir. Bu analizlerin sonucunda neyin mümkün olduğuna neyin ise mümkün olmadığına karar verir. Tabi bilinçdışı zihin bu kararı verirken geçmiş deneyimlerden, bilişsel şablonlardan ve kişilik dinamiklerinden yararlanır ki yararlandığı bu kaynakların çoğu bilinçdışı kaynaklardır (Fromm, 1992)

Bilinçdışı zihin ile yapılan iletişim hipnoterapiyi çok daha samimi ve ilginç bir deneyim haline getirir.

Bilinçdişi zihin kişiliğin en yaratıcı ve en masum bölümüdür. Bilinçdışı zihin egoyu korumayı, hayata adapte olmamızı amaçlar. Ne kadar thuaf görünse de bilinçdışı zihnin amacı insanları hasta etmek değildir. (Voit & Delenay 2005)

BİLİNÇ VE BİLİNÇDIŞI ARASINDAKİ FARKLAR

BİLİNÇLİ ZİHİN BİLİNÇDIŞI ZİHİN
-Mantıksal ve düşünsel temelli sistemde çalışır. -Sıralı (Sequental) sistemde çalışır. -Kelimeleri ve numaraları kullanır ve analiz eder. -Analitiktir hemen hemen her şeyi sorgular. -Gerçekçidir. -Somut düşünme eğilimindedir.         -Sezgisel ve duygusal temelde çalışır. -Sırasız çalışır.   -İmajları, sembolleri ve duyguları kullanır. Anlamdan sorumludur.   -Yaratıcıdır. – Gerçeği bilmek değil hayal etmek önemlidir. -Soyut düşünme eğilimindedir. Metaforik ve sembolik düşünür.
Bilinç ve biliçdışı zihin arasındaki farklar aslında iki zihnimiz olduğu fikrini kuvvetlendirmektedir. Peki insanlar bu her iki zihinlerini eşit şekilde kullanabilmekte midirler? Sanmıyoruz. Bazı insanların bilinçli zihinlerini bazı insanların bilinçdışı zihinlerini daha yoğun kullandığını günlük hayatta bile gözlemleyebiliriz. Bu kullanımın bir örneğini  bir anekdot ile anlatabiliriz: Evliliklerinin 25.yıldönümünde karı koca baş başa yemek yiyorlarmış. Kadın: “Sevgilim en son bana 25 yıl once evlendiğimiz gün seni seviyorum dedin” der. Adamda gülümseyerek: “Ama karıcım fakir değiştirmedim ki” der. Bazı insanlar için sevgi fakir olabilir. Çünkü bazı insanların beyni düşünce ve fikir ağırlıklı bilinçli zihin temelli (anekdotumuzdaki adam) çalışır. Bazı insanların beyni ise daha çok sezgi ve duygu temelli (kadın) çalışma eğilimindedir.   Burada evliliğinin 25.yılında ama karıcığım fakir değiştirmedim ki fıkrası anlatılabilir.     İDEAMOTOR İLETİŞİM (VÜCUDUNUZ VE PARMAKLARINIZ KONUŞABİLİR) Hipnozda ideamotor tekniklerin kullanımını Milton Erickson geliştirmiştir. İdeamotor kelime olarak vücudun ifade ettiği kelimelerin ifade etmediği şeyler anlamındadır.  İdeamotor iletişim demek hipnoz esnasında hipnoterapistin danışanın bilinçdışı zihni ile iletişim kurması demektir. Bu iletişim genellikle danışanın parmakları üzerinden gerçekleştirilir. Örneğin therapist danışana şöyle der: “Her ne zaman bilinçdışı zihniniz evet demek isterse sağ elinizin işaret parmağı havaya kalksın. Her ne zaman bilinçdışı zihniniz hayır demek isterse sol elinizin işaret parmağı havaya kalksın. Bilinçdışı zihniniz evet ve hayır arasında kararsız kaldığında baş parmağınız havaya kalksın. Bilinçdışı zihniniz soruya yanıt vermek istemediğinde küçük parmağınız havaya kalksın.”   Bu şekilde elde edilen yanıtlar bilinçli zihnin müdahalesinden uzaktır. Örneğin danışanlar bazen bilinçli zihinleri ile sol işaret parmağının havaya kalkacağını düşünürler. Ancak hayretle sağın havaya kalktığını görürler. Böyle olmasının nedeni ideamotor yanıtların tamamen bilinçli zihnimmizden bağımsız olmasıdır.  
 
 
Hipnoterapi seansı esnasında, danışanın bilinçdışı zihnine herhangi bir soru sorulduğunda, danışanın bilinçli zihnini başka bir odağa yönlendirilirse daha iyi ve daha net sonuçlar alınır. Örneğin therapist “şimdi bilinçdışı zihnin semptomunun aslı nedeni konusunda bize bi rip ucu verebilir. Bu ip ucu herhangi bir imge herhangi bir anı, hayal veya durum olabilir. Bilinçdışı zihniniz yanıtı hazırlarken bilinçli zihniniz 300’den geriye doğru ikişer ikişer sayabilir” diyebilir. 300’den geriye doğru ikişer ikişer saymak bilinçdışı zihni sorduğumuz sorudan uzak tutmayı sağlar böylece yanıt üzerinde bilinçdışı zihnin etkisi genellikle daha yoğun olur.

HİPNOANALİZ

-hipnozu yaptık.iyide hastaya neyi telkin edeceğiz? En doğru telkin şimdi hangisi? Bu sorunun yanıtını da imgelem veriyor.imgelem sayesinde hastanın ruhsal ihtiyaçlarını daha hipnoza başlamadan önce görüyoruz.

-hipnoz uygulanan tiyatro öğrencisi örneği. Hastaya derslerinde daha başarılı olması için daha önce hipnoz uygulanmış. Hipnoz işe yaramamış.yaramadı çünkü bu hastaya sadece derslerinde daha başarılı olacaksın şeklinde hipnotik telkinler verildi.Ancak hasta neden başarılı olamıyorun analizine girilmedi. yaptığımız analizde hastanın baskın olarak sol beynini kullandığını gördük. Bu yüzden sahnede duygularını yansıtamıyor. Daha doğrusu duyguları pek tanımıyor bile. Okuduğu bir metinde duygu ve düşünceyi ayırmakta bile zorlanıyor.Bu hali ile bu kişiyi hipnoza değil nereye sokarsanız sokun başarılı olamaz. Bu kişiye duyguları tanıttık. Duygu ve düşünce arasındaki farkı öğrettik.sağ beynini geliştirebilecek ödevler verdik.Sonuç olarak başarısı artmaya başladı.

-kan aldırma fobisi örneği.hasta kandan korkmuyor ki kan aldırmaktan korkmayacaksın diye telkin edelim.uçak fobisi olanların çoğu uçağın kaza yapmasından korkmuyor.ya da yükseklik fobileri de yok. Uçak fobisi olanların çoğu ayaklarının yerden kesilmesinden korkuyor. Bu yüzden uçak fobisi olanların çoğu aynı zamanda asansöre binmekte zorlanıyor.

Bir şeyleri hipnoz ve telkinle değiştirmeden önce psikolojik sorunların nereden geldiği iyi analiz edilmelidir. Örneğin erken boşalma problemi ile hipnoterapiye müracaat eden bir çok kişinin ortak kişilik özellikleri çıkarılmaya çalışılsa bulunan en ortak kişilik özelliği acelecilik olurdu. Onlar her şey hemen olsun bitsin isterler. Bir çoğu beklemekten nefret eder. Bu özelliklerinin belki de kendileri bile farkında değildir. Her şeyi acele acele yapmak isteyen biri doğal olarak cinsel davranış söz konusu olduğunda da acele ediyor ve kaçınılmaz son erken boşalma oluyor. Diyelim ki erken boşalma problemi olan kişi gerek self hipnozla gerek normal hipnozla kendi kendine “artık erken boşalmayacağım” şeklinde telkinler yaptı. Acaba işe yarar mı? Doğrusu çok çok zor işe yarar. Çünkü bu kişide erken boşalma sadece bir sonuçtur. Bu kişinin sonucu değil nedeni değiştirmeye çalışması gerekir. Asıl neden aceleci kişilik yapısıdır. İşte bu kişiye hipnotik trans durumu sakin kalabilmeyi ve gerektiğinde bazı şeyleri yavaşlatabilmeyi öğretme konusunda yardımcı olabilir.

Benzer şekilde uçak fobisi olan insanların çoğunun aslında uçağın düşmesinden korkmadığını gözlemledik. Uçak fobisi olan insanların bir çoğu asansöre de binmekte zorlanır. Bu iki fobinin ortak özelliği kapalı alanda meydana geliyor olmasıdır. Yani aslında bu kişilerin fobisi kapalı alan fobisi olabilir. Olmadığı durumlarda ise bu insanların asıl korkusunun ayaklarının yerden kesilmesi olduğunu gözlemlemişizdir. Uçak ve asansör fobisi olan bazı danışanlarım aynı zamanda havuzda yüzebilmesine rağmen denizde yüzememekteydi. Şimdi bir bütün olarak değerlendirdiğimizde diyelim ki bir kişide hem uçak hem asansör hem de denizde yüzme fobisi olsun. O zaman bu kişinin asıl fobisi ayaklarının yerden kesilmesi olarak ortaya çıkar. Hipnoterapi de buna uygun bir strateji izlenmelidir.

Bu konuyu çok önemli gördüğümden benzer doğrultu da bir örnek daha vermek istiyorum. Bu örnekteki danışanın daha önce aldığı panik atak teşhisi vardı. Nefesi kendisine yetmeyecek gibi hissediyordu. Kalbi sıkışıyormuş gibi hissediyordu. Daha önce deneyimlediği bir çok başarısız tedavi girişimleri vardı. Evde otururken aklı sürekli nefeslerinde oluyordu. Nefesi yetmeyeceği hissi olduğundan sık sık derin nefes alma ihtiyacı hissediyordu.

Hipnoterapi ve hipnoanaliz olmadan bu danışana sadece hipnoz ve telkinle yaklaşacak olursak danışan hipnoz durumuna alınır ve şöyle denilir: “Bak nefeslerinde, akciğerlerinde vücudunda veya sağlığında hiçbir problem yok. Bundan dolayı gece gündüz nefeslerini düşünmene (nefes obsesyonu) gerek yok.” Ancak bu sade hipnoz ve telkin yaklaşımı bu sorunu çözmek için oldukça yavan kalacaktır çünkü psikoloji söz konusu olduğunda hiçbir şey aslında göründüğü gibi olmayabilir. Yukarıda bahsettiğimiz yaklaşımın neden yavan kalacağı konusuna gelince:

Bu danışanın yaşadığı sorunu aydınlatabilmek için bazı analizler yaptık. ( Self hipnoz konusunu anlatırken bu analizlerin detayına girmek gereksiz olur). Analizlerimiz sonucunda şunu gördük ki danışan bir gün tesadüfen derin nefesler aldığında esnediğini ve sonrasında uykusunun geldiğini fark eder. O günden sonra otomatik olarak bol bol derin nefesler almaya başlar. Gittikçe derin nefesleri uyku hapı gibi kullanmaya başlar. Açıkca görüldüğü gibi danışan eve gelir gelmez uyumak istemektedir? Neden mi? Çünkü evde yapacak hiçbir şey bulamıyor.  Ona göre televizyon seyretmek çok basit bir şey. Kitap okumak sıkıcı. Sohbet etmek bunaltıcı. Dışarı çıkmak gereksiz ve üstelik yorucu. Zevk aldığı tek şey uyumak.Uyumak için ise kendi kendine tesadüfen bulduğu bir yol var. “DERİN NEFES ALMAK” . gelelim ana semptomlardan biri olan nefesi yetmiyormuş gibi hissetmesinin açıklamasına. Nefesi yetmiyormuş gibi hissediyor çünkü böyle hissettiğinde daha fazla ve daha derin nefesler alıyor ve böylece daha çabuk uyuyor.

Bu bilgilerle şimdi bu kişiye baktığımızda ortada ne bir panik nede bir atak olmadığını rahatlıkla görebiliriz.İlk bakışta sorun panik atak gibi görünse de detayına girdiğimizde asıl sorunun bu kişinin bir şeylerden zevk alma becerisini kaybetmiş olduğunu belirledik. Peki ama bir şeylerden zevk alma becerisini bu kişi nasıl oldu da kaybetti? Danışan zevk alma becerisini kaybetti çünkü o zaten sadece mükemmel yapabildiği şeylerden keyif alabiliyordu. Son zamanlarda hayatında mükemmel olan hiçbir şey kalmadığı için, hiçbir şeyden zevk alamaz hale geldi. Peki ama bu kişi neden bu kadar mükemmeliyetçi? Çünkü bu danışan ancak bir şeyleri mükemmel yaptığında kendine güveniyordu.  Bir şeyleri mükemmel yaparak özgüvenini geliştirebiliyordu. Demek ki özgüveninde problemler vardı. İyi ama özgüveni neden yoktu? İnsanda özgüven hayatının ilk yıllarında gelişmeye başlar ve anne baba tutumları özgüvenin normal seviyelerde olması için çok önemlidir. (Yine indik çocukluğaJ)

Peki yok mudur bu özgüveni tamir edebilecek bir şeyler. Aslında bu danışan bir şekilde özgüvenini mükemmel bir şekilde tamir etmişti. Lise son sınıftayken özgüveni mükemmeldi. Üniversiteye girme konusunda kendine çok inanıyor ve güveniyordu. Çokta başarılı bir öğrenciydi. Öğretmenleri tarafından geleceği parlak bir öğrenci olarak gösteriliyordu. Ancak üniversiteye giriş sınavında hiçte başarılı olamadı. Üniversite sınavından sonra tüm dünyası adeta yıkıldı. O gün bugündür hiçbir şeyden zevk almıyor. Peki ama bu kadar başarılı ve bu kadar kendine güvenen insan neden başarısız olsun ki? Yanıt sahte özgüven. Okuduğu kişisel gelişim kitapları ona verdi gazı ve ruhunu bol bol sahte bir özgüven ile doldurdu. İnanırsa her şeyi yapabileceğine kişisel gelişim kitapları tarafından inandırılmıştı. Bu aşırı özgüven ile üniversite sınavına girdi.  Sınava mükemmel hazırlandığını düşünüyordu ama sınav anında ilk zor soruda sistem darma dağın oldu. Bir daha dikkatini toparlamakta çok zorlandı. Peki ama zor bir soru neden bir insanın dikkatini bu kadar dağıtsın ki? Zor bir soru hangi insanın dikkatini bu kadar dağıtabilir ki? Yanıt mükemmeliyetçi insanın. Yine çıktı karşımıza mükemmeliyetçilik. Peki ama bu kişi mükemmeliyetçiliğin kendisine inanılmaz zararlar verdiğinin farkında değil mi? Bu insan neden bu kadar mükemmeliyetçi? Yanıt: Düşük olan özgüvenini yükseltebilmek yada kurtarabilmek için mükemmel şeyler yapmayı istiyor. Mükemmeliyetçi oldukça da sınavda zor bir soruya çok uzun süre takılabiliyor ve bu yüzden başarısız oluyor. Bu başarısızlık onu o kadar etkiliyor ki bir daha sınava hiç çalışamıyor. Çünkü ilk sınava girdiğinde istediği yere giremez ise mükemmel olmaz.

Görüldüğü gibi bu insanın problemleri hissettiği  düşük özgüveni yükseltebilmek için yanlış bir strateji olarak benimsediği mükemmeliyetçilik etrafında dolaşıyor. Peki ama bu insan işe yaramamasına rağmen neden ısrarlı aynı yanlış stretejiyi sürdürüyor. Yanıt: Bazı insanlar çok inatçıdır ve çok acelecidir. Bu danışanda bu iki kişilik özelliği de aynı anda bulunmakta. İnatçılığı yüzünden strateji değiştirmiyor ve aceleciliği yüzünden özgüveni bir an önce mükemmel olsun istiyor ve özgüveni hemen şimdi (acelecilik) mükemmelmiş gibi davranmaya başladığı için, sahte bir özgüven ile yıllarca dolaşıyor. O zaman bu insanın asıl problemi acelecilik midir? Muhtemelen öyle çünkü aceleciliği yüzünden bir an önce mükemmel bir özgüven istiyor. Asıl problem biraz acelecilik biraz da inatçılık.

Sonuç olarak psikolojik sorunlar söz konusu olduğunda bir çok şey aslında görüldüğü gibi olmayabilir. Bu insanın asıl probleminin nefesler ya da panik atak olmadığı fazlası ile aşikardır. Bundan dolayı bu kişi self hipnoz ile kendi kendine nefesleri ya da panik atakları konusunda kendi kendine telkinlerde bulunsa sizce bu sorunu aşabilir mi? Çok çok zor çünkü derin nefesler konusu ve panik atak sadece bir sonuçtur. Psikolojik sorunların hemen hemen hepsi sadece bir sonuçtur, sadece sonuçları değiştirerek etkili ve kalıcı çözümlere ulaşılamaz. Aceleci bir insan sonradan sakin olmayı yada sakin kalabilmeyi öğrenebilir. Bu insanın ilk öğrenmesi gereken yeri geldiğinde sakin ve yavaş kalabilmektir. Hipnotik trans durumunda metabolizmamız ve zihnimiz sakinleşir ve yavaşlar. Hipnotik trans durumuna bir çok sefer girip çıkmak ta bu kişiye sakinliği öğretebilir.

 İDEOMOTOR ve İDEASENSORY CEVAPLAR
 
 
 
 Erickson’un Amerikan Klinik Hipnoz Dergisi’nde yayımlanan “Naturalist Hipnoz Teknikleri” adlı tebliği hipnozda bir dönüm noktasını teşkil eder. Dr Ernest Rossi ile birlikte yazdıkları hipnoz deneyleri ve hipnotik realiteler adlı iki kitap modern klinik hipnoterapi ve ideamotor teorisinin temelini oluşturur. Erickson, gelişmiş bir ideamotor sinyal verme tekniği geliştirerek hipnozdaki bir kimseye bilinçaltı zihni tarafından yönlendirilmek suretiyle “evet” ya da “hayır” şeklinde cevaplar vermesini sağlamaktadır.
 
 İdeamotor yanıtlar danışanların alışılmış şekilde sözel olarak yanıt vermeleri değil yanıt verirken vücutlarını kullanmalarıdır. Örneğin terapist ideamotor bir yanıt almak istediğinde şöyle sorabilir: “Eğer yaşadığınız sorunların bu üzücü olayla bağı çok fazla ise sol elinizin işaret parmağı havaya kalkacaktır.” Erickson’a göre “ideamotor cevaplar bilinçaltının gerçek sesidir.” Sadece farklı bir yanıt sisteminden tepki alınmaktadır (Erickson & Rossi, 1979). İdeamotor ve ideasensory cevaplar danışanın iradi tepkilerini aşarak (çünkü) doğal cevapların ortaya çıkmasını sağlamaktadır.
 
 Ben bu şekilde bilincin dışında cevaplar danışandan alınabiliyorsa aynı zamanda bilincin kontrolünde olmayan çözümler de danışandan alınabilir diye düşünüyorum. Danışanımın bilinçaltının ürettiği çözüme şöyle bir örnek verebilirim. Ölümden abartılı derecede korkan bir danışanım hipnozdaydı. Sorunlarının nedenini bilinçaltının bildiğini ve az sonra bazı sembolleri kullanarak ifade edeceğini danışanıma söyledim. Hipnoz esnasında bir yol gördüğünü söyledi. Yol ölümün ve ayrılığın sembolüdür. Danışanıma bilinaçaltın bu sorunun çözümünü de biliyordur ve şimdi sana çözümü bazı semboller yardımı ile gösterecek dedim. Danışanım bir çam ağacı gördüğünü söyledi. Çam ağacı dört mevsim sapasağlamdır. Kış mevsiminde diğer ağaçlar gibi ölmez. Bana göre danışanın bilinçaltı şöyle söylüyordu. Sen şimdi bir çam ağacı gibi sapasağlamsın.
 

Hipnoterapide analizin dozunu kaçırırsanız, bu iyi olmayabilir. Hiç bir analize gerek duyulmadan bir çok insanın hipnozdan yararlanabildiğini unutmayınız. Danışanınız zaten hipnozda kendi kendini analiz ediyordur. Hipnozun kendisi çoğunlukla zaten içgörü kazandırır. Bundan dolayı bazı travmalara gereksiz yere dönüşler yapılmamalıdır. Hastanın yararına olmayacak hiç bir bilgi hastadan alınmaya çalışılmamalıdır.


 ¤ Bilinçaltını sadece sıkıntı deposu olarak değerlendirmeyin; danışana kendi bilinçaltını bir rehber gibi kullanmasını öğretebilirsiniz. Bu anlamda ideamotor cevaplardan hem siz hem danışanınız bir rehber gibi yaralanabilir. Bilinçaltının nimetlerinde yararlanabilirsiniz. Bilinçaltının bilinçten 4 adım daha öncesini düşünebilecek kapasiteye sahip olduğunu unutmayın.

   

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close